Free Web Hosting by Netfirms
Web Hosting by Netfirms | Free Domain Names by Netfirms

 

Baslangiç

Önsöz:
Komplo Teorileri Üzerine

Giris:
500 Yillik Düzen

I. KISIM: 
DÜZEN'IN GIZLI TARIHI

1.1492 ve Sonrasi: Düzen'in Ilk Adimlari

2.Yeni Seküler Düzen'in Kurulusu

3.Aydinlanma ve Fransiz Devrimi

4.Siyasi Siyonizm Dönemi

5.Eski bir 'Yeni Düzen'in Hikayesi: III. Reich ve Siyonizm

II. KISIM: 
DÜZEN'IN GERÇEK YÖNETICILERI

6.Düzen'in Ardindaki Güçler

7.Amerika'nin Düzeni

8.Israil ya da Mesih'in Ayak Sesleri

III. KISIM: 
DÜZEN'DE TÜRKIYE

9.Türkiye için Strateji

10.ISKIgate: Bizim de bir P2'miz Var mi?

IV. KISIM: 
DÜZEN'IN HEDEFLERI

11.Düzen'in Üçüncü Dünya'daki Savasi 

The Israeli Connection

Ortadogu'da Radikalizmle Yapilan Mücadele

Israil'in 'Çevre Stratejisi': Iran Sahi, Türkiye ve Lübnan Baglantilari

Israil'in Afrika'daki Savasi

Israil'in Zaireli Dostu: Mobutu Sese Seko

Uganda'nin Fasisti Idi Amin ya da Kuzularin Sessizligi

Angola ve Mozambik; Israil'in Sömürge Savaslari

Orta Afrika Cumhuriyeti ('Imparatorlugu') ve Israil'in Yamyam Dostu Bokassa

Israil ve Güney Afrika; Irkçilarin Ittifaki

Israil, Güney Afrika'nin ve Tüm Fasistlerin 'Ilham Kaynagi'

Israil ve Apartheid Krizi

Rodezya'nin Zimbabve'ye Dönüsümü ve Israil'in Irkçi Rejimi Yasatma Mücadelesi

Kenya ve Fildisi Sahilleri'nin Hirsiz Liderleri ya da Israil'in Yakin Dostlari

Gana ve Liberya: Istikrarli Müttefikler

Israil'in IMF Karti

Israil'in Afrika Stratejisine Genel Bir Bakis

Orta ve Latin Amerika: Israil'in Uzaktaki Gölgesi

Guatemala'da Akan Kanlar ve Israilli Iskence Uzmanlari

El Salvador'un Ölüm Mangalari ve Israil'in Askeri Danismanlari

Nikaragua; Somoza Diktasini Yasatabilme Çabasi

Nikaragua'da Vahsetin Adi: Kontralar

Irangate Dosyasi: Israil Iran'a Neden Silah Satti?

Honduras'taki Fail-i Meçhuller ve Meslegi 'Adam Öldürmek' Olan Israilliler

Haiti, Duvalier Diktasi, Israil Baglantisi ve Amerika'nin Cunta Tercihleri

Amerika'nin Üçüncü Dünya Baglantisindaki Yeri

Sili ya da Kissinger'in Darbe Oyunlari

Israil'den Pinochet Rejimine Destek

Arjantin'in Askeri Cuntalari ya da Israil'in Sadik Müttefikleri

Paraguay'daki Stroessner Diktasi

Kokaincilerin Bolivya'daki Generali

Kolombiya'nin Kokain Kartelleri ve Israil'in Narko-Terörizm Baglantisi

Panama: Ananas Surat'in Yanlislari

'Generalin Arkasindaki Adam' Mossad Ajani Harari ve Israil'in Uyusturucu Isleri

Israil'in Latin Amerika'daki 'Tarimsal Yardim'lari (!)

Sri Lanka-Tamil Deneyimi ya da Iki Düsman Tarafi Birden Desteklemek

Israil'in Öteki Fasist Dostlari: Sol-Fasistler, Neo-Naziler ve Gladio...

Üçüncü Dünya ile Savas

Üçüncü Dünya'nin Israil'e Tepkisi

Üçüncü Dünya'ya Karsi Israil Tarzi

Israil Tarzi Sosyal Darwinizm

Israil, Müstekbirler ve Mustazaflar

12.Düzen'in Müslümanlarla Savasi

V. KISIM: 
DÜZEN'IN GELECEGI

13.Mesih Plani'nin Sonu ve 'Ahir Zaman'

Bibliyografya

YENI  DÜNYA DÜZENI 
ya da

YENI MASONIK DÜZEN

 Harun Yahya

Dünyanin Besyüz Yillik Gerçek Tarihi ve Dünya Düzeninin 
Gizli Yöneticileri


- IV. KISIM - 

DÜZEN VE DÜSMANLARI

"... Hasim yalnizca yenilgiye ugratilmakla kalmamali, iyice ezilmelidir ki, Yeni Dünya Düzeni'nin dersi ögretilsin: Patron biziz, sizin göreviniz ise pabuçlarimizi parlatmaktir." 

Noam Chomsky, The Guardian, 21 Ocak 1992 
 
 

O N B I R I N C I   B Ö L Ü M :

Düzen'in Üçüncü Dünya'daki Savasi

    "Israil'in ihrac ettigi sey, sadece silah cephane, deneyim veya uzmanlik degil, ayni zamanda belli bir düsünüs seklidir. Üçüncü Dünya'nin kontrol edilebilecegi ve Üçüncü Dünya'ya hükmedebilecegi, buradaki radikal hareketlerin durdurulabilecegi ve modern Haçlilarin bir gelecege sahip olabilecegini öngören bir düsünüs, bir hissedis sekli." 

    — Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection; Who Israel Arms and Why

Kitabin önceki bölümlerinde incelediklerimiz bizlere açikça gösteriyor ki; Kuran'in Isra Suresi'nin basinda haber verilen "Israilogullari'nin ikinci yükselisi", içinde yasadigimiz döneme karsilik gelmektedir. Kabalacilarin gelistirdigi Mesih Plani ile yüzyillardir süren bir çabanin sonucu olan bu yükselis, bugün, yani Israillilerin Mesih'in gelisini "an meselesi" olarak gördügü bir dönemde, doruga ulasmistir. 

Bu asamada dikkat edilmesi gereken bir nokta, Isra Suresi'nin basindaki sözkonusu ayetin içindeki (Isra, 4) "kitapta Israilogullarina su hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa bozgunculuk çikaracaksiniz" ifadesidir. Ayet açikça, yahudi önde gelenlerinin tüm yeryüzünü kaplayan bir "bozgunculuk", yani savas, terör, baski, siddet, anarsi, zulüm vs. hareketini organize edeceklerini bildiriyor. 

Peki bugün bu bozgunculukla karsi karsiya miyiz?

Kitabin önceki bölümlerinden yola çikarak bu soruya kolaylikla olumlu cevap verebiliriz. Bu yüzyilda yasanan savaslarda; I. ve II. Dünya Savaslari'nda ya da Vietnam savasi gibi Soguk Savas dönemi çatismalarinda yahudilerin büyük rolü oldugunu gördük. Bunun yaninda insanlar üzerindeki baski ve siddetin en önemli kaynagi olan ve en çok da bu yüzyilda hüküm süren totaliter devlet sistemlerinin de ayni kaynaktan geldiklerini biliyoruz. (Naziler'in, totaliter komünizmin, baskici seküler ulus-devletlerin yahudi önde gelenleriyle olan iliskisini ve CFR'nin totaliter toplum projelerini hatirlayin.)

Ancak tüm bunlarin yaninda, eger bugün dünyada bir "bozgunculuk" yasaniyorsa, bunun en etkili oldugu cografyanin "Üçüncü Dünya" diye bilinen cografya olduguna kusku yoktur. Afrika'da, Latin ve Orta Amerika'da ya da Asya'da yer alan fakir, gelismemis hatta aç Üçüncü Dünya ülkelerinin halklari, bugün dünya sistemi içinde en çok ezilen, en çok aci çeken halklardir. 

Üçüncü Dünya halklarinin çektigi acilarin en büyük nedeni ise, az gelismisliklerinden kaynaklanan ekonomik sikintilar degildir. Bu halklarin acilarinin en büyük nedeni, onlara sunulan siyasi sistemlerdir. Çünkü Üçüncü Dünya'nin çok büyük bir bölümü, son 50-60 yildir, özellikle de Soguk Savas döneminde, fasist rejimler tarafindan yönetildi. Bu rejimlerin basindaki diktatörler bu ülkeleri sömürürlerken kendileri de inanilmaz bir lüks içinde yasiyorlardi; buna karsin ülke nüfusunun yarisi açlik sinirinda hayatini sürdürüyordu. Bu ülkelerde iktidar bugün de hala genellikle askeri cuntalar arasinda el degistirir. Bu cuntalarin genel mantigi, halki ne kadar ezerlerse, o kadar güç elde edecekleri seklindedir. 

 Baska bazi Üçüncü Dünya ülkeleri onyillarca süren içsavaslarin kurbanidirlar. Farkli ideolojik ya da etnik kökene dayanan gerilla gruplari iktidar için savasir ve karsi gerilla grubuyla birlikte halki da öldürürler. Zaten Üçüncü Dünya ülkelerinin sinirlari da etnik ve kabilesel çatismalari körükleyecek bir biçimde çizilmistir. Özellikle Afrika ülkelerindeki sinirlar yapaydir; kitayi 1960'lara dek ellerinde bulunduran Avrupali sömürgeciler tarafindan masa basinda çizilmislerdir. Bu yapay sinirlar nedeniyle kabileler bölünmüs, bir kabile iki ayri devletin topraklarinda kalmis ve bir devletin içine de pek çok kabile sikistirilmistir. Kita halkinin talepleri gözönünde bulundurulmadan yapilan bu yapay dagilim, yalnizca sömürgecilerin çikarina uygundur. Sömürgecilerin bu bölme stratejisi ise Kuran'in "gerçek su ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmis ve oranin halkini birtakim firkalara ayirip bölmüstü... Çünkü o, bozgunculardandi" (Kasas, 4) hükmüne göre, tam bir bozgunculuktur. 

Kisacasi, Üçüncü Dünya'nin durumuna baktigimizda yüzyilimizda yeryüzünde tam bir "bozgunculuk" yasandigini; insanlarin baskici rejimler tarafindan ezildigini, iç savaslarla yok edildigini görebiliriz. "Üçüncü Dünyaci" literatüre biraz göz gezdirmek, dünyanin bu geri birakilmis ülkelerinde ne gibi acilarin yasandigini anlamak için yeterlidir. Bunlara ilerleyen sayfalarda da kismen deginecegiz.

Ancak, Isra Suresi'nin basindaki haberi aradigimiz için bizi burada asil olarak ilgilendiren, Üçüncü Dünya'yi kasip kavuran bu "bozgunculugun" içinde yahudilerin ne gibi bir yeri oldugudur. 

Bu soruya genel bir cevap verilebilir: Bugün yürürlükte olan dünya sistemi, yahudi önde gelenleri ve masonlar arasindaki Ittifak'in ürettigi Yeni Seküler Düzen'dir ve dolayisiyla da bu Düzen'in bir sonucu olan Üçüncü Dünya acilarindan Ittifak sorumludur. Ayrica Üçüncü Dünya'da yasanan acilarin kaynagi çogu kez basta ABD olmak üzere Batili güçlerdir ve bunlar da Ittifak'in denetimi altindadirlar. Dolayisiyla Üçüncü Dünya'daki bozgunculugun arkasinda yahudi önde gelenlerinin önemli rolü vardir...

Ancak bu sorunun cevabina isik tutan daha da ilginç ve özel bilgiler vardir. Bu bilgiler dogrudan Israil Devleti'nin Üçüncü Dünya'daki faaliyetleri ile ilgilidir ve bu devletin genelde pek bilinmeyen daha dogrusu gözlerden saklanan önemli bir özelligini ortaya çikarmaktadir. 

The Israeli Connection

Bu bölümde kendisine en çok basvuracagimiz kaynak, Israil Hayfa Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Benjamin Beit-Hallahmi'nin The Israeli Connection: Who Israel Arms and Why (Israil Baglantisi: Israil Kimi Neden Silahlandiriyor) adli kitabidir. Hallahmi, bir yahudi, hatta bir Israil vatandasi olmasina karsin, kitap boyunca tarafsiz bir bakis açisiyla Yahudi Devleti'nin Üçüncü Dünya'daki kirli çamasirlarini ortaya döküyor. Sonuçta ortaya çikan tablo, Hallahmi'nin de dedigi gibi inanilmasi zor, ancak son derece gerçek bir tablodur.
 
Eski bir Nazi İşbirlikçisi olan John Vorster, Güney Afrika'daki ırkçı rejimin en sert liderlerinden biriydi ve İsrail'in çok yakın bir dostuydu. Yanda Vorster (fört şapkalı) Kudüs'ün ünlü "Ağlama Duvarı"nda. 

Hallahmi, kitabinin "Vorster Kudüs'te" baslikli girisinde böyle bir kitap yazmaya neden gerek duydugunu söyle anlatiyor:

    Beni bu kitabi yazmaya iten olaylar dizisi, yaklasik on yil önce, 1976 Nisan'inin bir gecesinde basladi. Hayfa'daki dairemde Israil televizyonunun aksam haberlerini izliyordum... Haber bültenindeki diger haberleri hatirlamiyorum ama özellikle bir olay hemen dikkatimi çekti. Bu haberde, Güney Afrika Cumhuriyeti Basbakani Balthazar Johannes Vorster'in, Israil'e yaptigi resmi ziyaretin ilk günü gösteriliyordu. Israil televizyonu haber bülteninin seyircilere yansittigi sahneler ise Vorster'in Israil'deki Soykirim müzesi Yad Vashem'i ziyaret ettigi sahnelerdi.  Israil'e yapilan her resmi gezi Yad Vashem'e yapilan bir ziyaret ile baslar. Burasi, havaalanindan Kudüs'teki herhangi bir otele giderken yol üstünde durulan ilk noktadir. Bu ayinin amaci, Israil'in Soykirimla olan ilgisini ifade etmek, ülkeyi Soykirimdan kurtulanlar için bir cennetmis gibi yansitmak ve diasporadaki Yahudi varliginin bir tehlike oldugunu iddia edenlere karsi bir cevap vermektir. Bunun ikinci amaci ise ziyaretçide suçluluk duygusu olusturmaktir. Bir çok Israilli için, Vorster'in ziyareti sadece bir yabanci lider tarafindan yapilan bir diger resmi ziyaretti. Vorster, Israil basini tarafindan, Israil'in yakin bir dostu ve Kutsal Topraklar'a kutsal bir gezi yapan dindar bir adam gibi gösterilmisti. Sadece, Israil'in New York Times'i sayilan Haaretz gazetesinin editörü, Vorster'in bir Nazi isbirlikçisi oldugunu ve Israil kanununa göre tutuklanmasi ve Israil topraklarina ayak bastigi anda yargilanmasi gerektigini yazdi. Oysa, Vorster Tel-Aviv havaalanina indi, yere kirmizi halilar serildi ve Israil'in basbakani Yitzhak Rabin onu sicak bir sekilde karsiladi. Israil basininda bir çok sicak karsilama haberi çikti. Zaman geçtikçe, Israil-Güney Afrika ittifaki üzerinde hazirladigim dosyalarin sayisi basindan kestigim haberler ve raporlarla artti. 1970'lerin sonlarinda, bu kez de dünyanin baska bir bölümü basinin dikkatini çekti. Temmuz 1979'da bir Cuma gecesi, haberlerde, Nikaragua'nin baskenti Managua'ya dogru ilerleyen Sandinista asileri, iktidardaki son günlerini yasayan Anastasio Somoza'ya gönderilen yepyeni Israil silahlarini çikarirken gösteriliyorlardi. Böylece yeni bir dosya olusturmaya basladim, bu sefer Orta Amerika üzerine egildim. Çok kisa zaman içinde bu dosya da gazete haberleri ve kitapçiklarla doldu. (Filipinler Baskenti) Manila'dan (Nikaragua baskenti) Managua'ya kadar dünyanin her tarafina ulasan Israil müdahalelerini ortaya koyan dosyalar biriktikçe, global bir strateji kesfetmeye basladigimi ve bu stratejiyi anlamak için daha çok çaba sarfetmem gerektigini anladim. Üçüncü Dünya'daki Israil faaliyetlerinin çapi, Israil'in dostlari için de düsmanlari için de sasirtici ve endise vericiydi. Bu tablonun geneline bakildiginda ve bunun altinda yatan model düsünüldügünde, bu stratejinin gerçekte ne oldugu merak edilebilir. Son on yilda Üçüncü Dünya'daki hangi olayli noktaya bakarsaniz bakin, gazete sayfalarinda soguk soguk gülümseyen Israil subaylariyla ve parlayan Israil silahlariyla karsilasirsiniz. Artik bu görüntüler siradan olmustur; Uzi hafif makineli tüfegi ve Galil saldiri tüfeginin adiyla anilan Uzi, Galil veya Golan adindaki Israil subaylari... Onlara Güney Afrika'da, Iran'da, Nikaragua'da, El Salvador'da, Guatemala'da, Haiti'de, Namibya'da, Tayvan'da, Endonezya'da, Filipinler'de, Sili'de, Bolivya'da ve birçok baska yerde de rastlayabilirsiniz.  Ilerideki bölümlerde, Israil'in Üçüncü Dünya'daki müdahalelerini ortaya koyacak ve sonra da bu müdahalelerin ne açidan Siyonizmin tarihi ve Israil Devletiyle baglantili oldugunu inceleyecegim. Birçok gerçek artik tartisilmayacak kadar ortadadir. Asil tartisilmasi gereken, bu gerçeklerin anlami ve onlari açiklamak için ne gibi yollara basvurulacagidir. Benim amacim su sorulara cevap vermektir; birbirinden tamamen farkli görünen bu faaliyetleri açiklayan tutarli bir strateji, tutarli bir politika, tutarli bir bakis açisi var midir? Ve eger varsa, bunun esasi nedir?...  Israil'in dis politika ideolojisini degerlendirmek için Israil'in dünya çapindaki faaliyetlerini bir kaç düzeyde incelemek gerekir. Birincisi, devlet-devlet diyaloguyla veya Birlesmis Milletler'de yapilan diplomatik temaslar ve açiklamalardan olusan resmi diplomatik düzeydir. Ikincisi, silah satislarindan müsteri ülkede bulunan askeri danismanlara, ev sahibi ülkede verilen askeri egitime kadar uzanan askeri isbirligi alanidir. Bu alan, genelde Israil hükümeti tarafindan gizli tutulur. Üçüncüsü, Mossad tarafindan yürütülen, nüfuz ve istihbarat kazanmaya yönelik yapilan gizli operasyonlardir. Ve dördüncüsü, yukaridaki üçüyle baglantili olan özel faaliyetlerdir.  Üçüncü Dünya'daki son Israil müdahalelerini anlamak için 1950'lerdeki, 1960'lardaki, hatta daha evvelki olaylara bakmak gerekir. Böylece izlenen yollari belirlemeye çalisirken, Nikaragua'daki Somoza, Iran'daki Sah, Uganda'daki Idi Amin, Portekiz ve Afrika kolonileriyle olan iliskiler gibi belirli olaylarin tarihine bakarak Israil'deki 'modus operandi' hakkinda daha çok sey ögrenebiliriz. Geçmisin bize ögrettikleri çok açiktir. Birincisi, Israil'in Üçüncü Dünya'daki belirli rejimleri ciddi ve köklü bir sekilde desteklerken izledigi bir yol vardir. Ikincisi, bu müdahalelerin detaylarina olaylar esnasinda inilememekte, bu yüzden eldeki kaynaklar bu müdahalelerin önemini tam olarak ifade edememektedir. Dolayisiyla, Israil'in mevcut faaliyetleri medyada ya da halka açik platformlarda söylenenlerden çok daha genis ve çok daha derindir.
Hallahmi, kitabinin girisinde yazdigi bu satirlarin ardindan son olarak; Israil'in "Manila'dan Managua'ya" Üçüncü Dünya'nin dört bir yanina uzanan faaliyetlerini "Israil'in dünya savasi" olarak yorumlamaktadir. Evet, Israil'in bir "dünya savasi" vardir. Ancak bu savasta Israil'in hedefledigi düsman çogu kez devletler degildir. Düsman; ezilen, baski altina alinan ve bu nedenle de kurulu dünya sistemine, Düzen'e karsi çikan, Düzen'e karsi "radikallesen" Üçüncü Dünya halklaridir. 

Simdi "Israil'in dünya savasi"nin farkli cephelerini incelemeye baslayabiliriz.

Ortadogu'da Radikalizmle Yapilan Mücadele

1950'lerde Israil yeni ve ciddi bir sorunla karsi karsiya kaldi. Israil liderlerinin eskiden ugrastigi Arap rejimleri feodal ve gelenekseldiler. Israil bu ülkeleri hem askeri, hem de diplomatik bakimdan kolayca kontrol edebiliyordu. Fakat, 1948'deki Arap yenilgisinden sonra, bu rejimler birer birer kaybolmaya basladi ve aniden ortaya çikan bir "radikalizasyon" dalgasi Arap dünyasinin çehresini degistirdi. Eski Avrupa imparatorluklarinin kolonileri dagildikça, Araplar da yeni ortaya çikan milletler tarafindan kabul gördüler. Bu da 1955 Nisani'nda tarafsiz milletlerin katildigi Bandung konferansinda kendini gösterdi. Araplar ile Üçüncü Dünya'daki diger ülkeler arasinda olusan ittifaklar, tipki Arap ülkeleri ile Sovyetler Birligi arasinda olusan ittifak gibi Israil için gerçek bir tehdit unsuruydu. 

Israil'in kurucusu David Ben-Gurion, Ocak 1957'de söyle demisti; "Bizim varligimiz ve güvenligimiz açisindan, bir Avrupa ülkesinin dostlugu tüm Asya insanlarinin görüslerinden daha önemlidir." Bir gazeteci ise Moshe Dayan hakkinda söyle yaziyordu; "Ona göre, Yahudi halkinin bir görevi vardir, özellikle de Israilli olanlarin. Israil, dünyanin bu yaninda, Nasir'in Arap milliyetçiliginin baslattigi akimlara karsi Bati'nin bir uzantisi olarak kaya gibi sert olmalidir." 1

Bu tip açiklamalara 1950'ler boyunca Israil liderlerinde sikça rastlaniyordu. Ben Gurion, Ekim 1956'da Fransa ve Israil liderleri arasinda yapilan Sevr Konferansi'nda ortaya attigi Orta Dogu "yerlesim" planinda söyle bir öneri getirmisti:

    Ürdün'ün var olma hakki yoktur ve bölünmelidir. Ürdün irmaginin dogu yakasi Irak'a katilacaktir ve Arap mültecileri buraya yerlesecektir. Bati Seria, özerk bir bölge olarak Israil'e verilecektir. Lübnan, Hiristiyan bölümünün dengesini bozan Müslüman bölgelerden kurtarilacaktir. Irak, Dogu Seria ve güney Arap yarimadasi Ingilizler'in olacaktir. Süveys kanali milletlerarasi olacak ve Kizildeniz bogazlari Israil kontrolu altina alinacaktir.
Kisacasi Ben Gurion, Ortadogu'nun Israil açisinda güvenli hale getirilmesi için bazi bölgelerin Israil tarafindan isgal edilmesini, bazi bölgelerin de Ingiltere gibi Batili güçler tarafindan yeniden sömürgelestirilmesini istiyordu. Bölge tekrardan sömürgelestirilecek ve Israil bu isin gerçeklesmesine yardim edecekti. Hallahmi, kitabinda bu konuda söyle diyor: "1950'lerin ilk yillarindan itibaren, Israil liderleri Üçüncü Dünya'da ve Ortadogu'da kolonilesmenin yikilmasina yönelik olarak yapilan her hareketin Israil için bir tehdit unsuru oldugunun farkindaydilar ve buna göre davraniyorlardi." 3

Israil'in korkusu, sömürgelestirme devrini kapatan ve bagimsizliklarini kazanan Üçüncü Dünya ülkeleri halklarinin radikallesmesi ve kurulu Düzen'e karsi tepki gelistirmesiydi. Çünkü Israil Düzen'le özdesti ve Düzen'e karsi gelisen her hareket, ayni zamanda Israil'e karsi gelisen bir hareket olarak algilaniyordu.

Örnegin, Misir'in tam bagimsizligi anlamina gelen Ingilizler'in Misir'i bosaltmasi, Israil liderleri tarafindan dehsetle izleniyordu. 16 Temmuz 1954'de Savunma Bakani Pinhas Lavon "Ingilizler'in Süveys'i bosaltmasinin anlami"ni tartismak için evinde bir toplanti yapmisti. Lavon bu toplantida "Misir'daki Ingiliz hedeflerine karsi sabotaj düzenleme" fikrini ortaya atti. Bu sabotajlarin Misirlilar tarafindan yapildigi izlenimi verilecek ve bu duruma sinirlenen Ingilizler de ülkeden çikmaktan vazgeçeceklerdi. Bu fikir kabul edildi ve o ayin sonunda, Misir'daki Ingiliz ve Amerikan hedeflerine sabotajlar düzenlendi. O zamanin Mossad sefine göre, bu hareketlerin amaci "halkta kargasa yaratarak Bati'nin varolan rejime karsi duydugu güveni yikmakti." Buna da Ingilizler'in bu bölgeyi bosaltmasini önleyecek bir kriz yaratilarak ulasmak isteniyordu. Sabotaj yaparak böyle bir kriz yaratan grup, Israil askeri istihbarati tarafindan yönetilen bir Misirli yahudi topluluguydu. Bu Misirli yahudilere Mossad tarafindan Temmuz 1954'ün sonunda, Kahire ve Iskenderiye'deki Ingiliz ve Amerikan tesislerine bomba konmasi emredildi. Bu topluluk genç amatörlerden olusuyordu ve basarili olamadilar. Tüm üyeler tutuklandi. Olayin Ingilizlerin Misir'dan çikmasini engellemek için yapilmis bir Israil provokasyonu oldugu ortaya çikmisti. Ancak Israil hükümeti bu olayi Israil Devleti'ne karsi atilmis büyük bir iftira olarak yorumladi ve hatta tarihte yahudi topluluklarina yönelen "kan iftiralarina" benzetti. Kisacasi Israil "hem suçlu hem güçlü"ydü; ancak bu politikasinin faydasini gördü. Amerikalilar ve Ingilizler "kol kirilir, yen içinde kalir" mantigiyla Yahudi Devleti'nin kendilerine yaptigi bu provokasyonu fazla ses çikarmadan ört-bas ettiler.4

Bu dönemde Israil, Fransa'ya da sömürgelerini korumasi için destek oluyordu. "Fransa da, Israil de Kuzey Afrika ve Ortadogu'daki dekolonizasyon (sömürgeden kurtulma) hareketlerini durdurmayi hedefliyordu. Böylece iki ülkenin arasinda Simon Peres'in deyimiyle 'ebedi bir dostluk' olusmustu." 5

O dönemde Israil ve Fransa, özellikle de Fransiz ordusu arasinda çok yakin bir ittifak olustu. Israil, Cezayir'den Hindiçini'ne kadar uzanan bir cografyada, Fransa'nin sömürge yönetimlerini ayakta tutmaya çalisti. Israil ve Fransa, sömürgeler üzerindeki yönetimleri sürdürebilmek için Hallahmi'nin deyimiyle "Avrupa hegemonyasi için birlesik cephe" kurmustu.

Israil'in 'Çevre Stratejisi': Iran Sahi, Türkiye ve Lübnan Baglantilari

1950'lerde, Israil liderleri, çevrelerinde olusan Arap dekolonizasyonuyla basedebilmek için yeni bir strateji, bir "çevre stratejisi" olusturdular. Bu "çevre" planina göre, Israil, komsu Arap ülkelerini saf disi etmek için, Türkiye, Etiyopya, Iran gibi Arap Ortadogusunun çevresindeki Arap olmayan ülkelerle ittifaklar kuracakti.

Yillar ilerledikçe, bu strateji dogrultusunda Lübnan'daki Falanjistler, Yemen'deki kralcilar, Güney Sudan'daki asiler ve Irak'taki Kürtlerle baglantilar kuruldu. Gene bu strateji dahilinde, Israillilerle isbirligi yaparak bagimsizliklarini elde etmeye çalisan ve aralarinda Lübnanli Marunilerin ve Dürzilerin de bulundugu Arap olmayan gayri-müslim topluluklarla da yakin iliskiler kuruldu. (Türkiye ile ilgili 9. bölümde, Israil'in Kürtlerle kurdugu iliskiyi daha ayrintili olarak incelemistik.)

"Çevre stratejisi"nin en iyi isledigi ülke ise Iran'di. Baskici Sah yönetiminin "yukaridan asagi sekülerlesme" politikasinin uygulandigi Iran, o dönemde Israil'in en iyi dostlarindan biri oldu. 1958 yilinda, Arap dünyasinda Israil'in aleyhine olmak üzere bir radikalizm akimi olustu. Subat'ta Suriye ve Misir'in birlesmesi, Irak'taki devrim ve bunu izleyen Irak-Ürdün federasyonu Israil'i oldukça rahatsiz etti. Bunun üzerine, David Ben-Gurion, Sah Riza Pehlevi'ye "Hür Dünya"ya yönelen tehdide karsi yakin bir ittifak kurmayi öneren bir mektup yazdi. Iran bunu kabul etti; Aralik 1958'de Iran hükümetinin Tel-Aviv temsilciligi ve Israil'in Tahran elçiligi genisletildi.

Ilerleyen yillarda isbirligi büyüdü. Amerikali siyaset bilimci E. A. Bayne iki ülkenin arasindaki yakin isbirliginin bir portresini çizerken Iran'in "Arap boykotuna ragmen Israil'in petrol ihtiyacinin büyük bir kismini karsiladigina" dikkat çekmis ve söyle demisti: "Ayrica, pek bilinmese de, Iran, Israil ordu personeliyle yakin askeri baglantilar içindedir... Iran-Israil programinin çapi genelde gizli tutulmaktadir" 6



Ana Sayfa